Son günlerde art arda yaşanan çocuk kavgaları ve gençler arasında çıkan bıçaklı olaylar, toplum olarak hepimizi derinden sarsıyor. Basit bir tartışmanın, bir bakışmanın ya da anlık bir öfkenin cinayetle ya da ağır yaralanmayla sonuçlanması artık sıradan bir haber başlığı haline geldi. Oysa her bir olayın arkasında yarım kalan hayatlar, yıkılan aileler ve ömür boyu taşınacak pişmanlıklar var.
Daha da düşündürücü olan ise kelebek bıçak, sustalı, çakı ve benzeri kesici aletlerin birçok yerde neredeyse kalem alır gibi rahatça satılabilmesi. Normalde 18 yaş altına satışı yasak olması gereken bu tür aletlere, çocukların ve gençlerin çok kolay ulaşabildiği bir gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Ne yazık ki bu tabloyu acı örneklerle de görüyoruz.
Henüz çocuk yaşta olan Minguzi kardeşimizin bir tartışma sırasında bıçaklanarak hayatını kaybetmesi kamuoyunda büyük bir infial yaratmıştı. Yine kısa süre önce Atlas kardeşimizin de bir kavgada bıçaklanarak yaşamını yitirmesi, bu tehlikenin ne kadar yakınımızda olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu iki acı olay, “Bizim çocuğun başına gelmez” demenin ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu da ortaya koyuyor.
Minguzi ve Atlas…
İki isim, iki yarım kalan hayat, iki yıkılmış aile…
Onlar artık sadece birer haber başlığı değil; bu ülkenin vicdanına kazınmış iki acı gerçektir. Birinin okul çantası bir daha hiç açılmayacak, diğerinin odasında oyuncakları ve hayalleri sessizce bekleyecek. Annelerinin gözyaşı dinmeyecek, babalarının yüreğindeki boşluk hiçbir zaman dolmayacak.
Bugün onların isimlerini anarken aslında şunu da söylüyoruz:
Bu çocuklar ölmeseydi, bugün burada bu yazıyı yazmak zorunda kalmayacaktık.
Minguzi ve Atlas’ın ardından yükselen feryat, hepimize yöneltilmiş bir sorudur:
“Daha kaç çocuğu toprağa vereceğiz?”
Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Bu bıçaklar çocukların cebine nasıl giriyor?
Türkiye’de mevzuata göre belirli türde bıçakların taşınması ve satışı zaten yasak ya da sıkı kurallara bağlı. Ancak uygulamaya baktığımızda, özellikle küçük esnaf dükkânlarında, pazarlarda ve internet satış sitelerinde bu kuralların çoğu zaman göz ardı edildiğini görüyoruz. “Koleksiyon ürünü” adı altında satılan kelebek bıçaklar gerçekte doğrudan kullanım amaçlı olarak gençlerin eline geçebiliyor. İnternette ise yaş doğrulaması olmadan birkaç tıkla bu tür ürünleri satın almak mümkün.
Bu durum, sadece satıcıların değil, denetim mekanizmalarının da sorgulanmasını zorunlu kılıyor. Zabıta, emniyet ve ticaret birimlerinin daha sıkı kontroller yapması; yaş sınırı ihlallerine caydırıcı cezalar uygulanması artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir. Çünkü bugün “bir şey olmaz” diye satılan bir bıçak, yarın bir annenin evladını kaybetmesine neden olabiliyor.
Yasal tedbirler ve denetimler ne kadar önemliyse, ailelerin rolü de en az o kadar hayati. 18 yaş altı çocukların üzerlerinde kelebek, sustalı ya da çakı gibi aletler taşımasını engellemek, her şeyden önce ebeveynlerin sorumluluğudur.
Birçok aile, “Bizim çocuk yapmaz” diyerek bu ihtimali göz ardı ediyor. Oysa Minguzi ve Atlas örnekleri gösteriyor ki; bu mesele sadece “sorunlu” ailelerin değil, hepimizin meselesidir. Somut bir örnek vermek gerekirse; bir ilde yaşanan bıçaklı kavganın ardından gözaltına alınan 14 yaşındaki çocuğun ailesi, “Çantasında böyle bir şey taşıdığını bilmiyorduk” dedi. Ancak o çocuğun haftalardır okula giderken cebinde çakı taşıdığı daha sonra ortaya çıktı.
Aileler çocuklarının çantalarını zaman zaman kontrol etmeli, onlarla açık bir iletişim kurmalı ve şiddetin sonuçları konusunda net bir dil kullanmalıdır.
“Bıçak taşımanın havalı bir şey olmadığı”,
“Bir anlık öfkenin ömür boyu pişmanlık getireceği”
çocuklara somut örneklerle anlatılmalıdır.
Bu mücadelede okulların ve toplumun rolü de göz ardı edilemez. Rehber öğretmenler aracılığıyla şiddet, öfke kontrolü ve akran zorbalığı konularında düzenli seminerler verilmesi; okul çevrelerinde denetimlerin artırılması önemli adımlardır.
Bazı belediyelerin hayata geçirdiği “Gençlik Danışma Merkezleri” gibi projeler, bu alanda umut verici örnekler sunmaktadır. Bu merkezlerde gençlere hem psikolojik destek veriliyor hem de spor ve sanat faaliyetleriyle enerjilerini sağlıklı alanlara yönlendirmeleri sağlanıyor. Bir ilçede uygulanan örnek bir projede, risk grubundaki öğrenciler için ücretsiz spor kursları açıldı ve bıçaklı olayların bir yıl içinde ciddi oranda azaldığı raporlandı.
Artık herkesin elini taşın altına koyması gereken bir noktadayız. Sokakta rahatça satılan bıçaklar için daha sıkı yasal düzenlemeler, etkili denetimler ve caydırıcı yaptırımlar şarttır. Aileler çocuklarına sahip çıkmalı, okullar rehberlik mekanizmalarını güçlendirmeli, yerel yönetimler gençlere alternatif alanlar sunmalıdır.
Çünkü bugün görmezden geldiğimiz her küçük ihmal, yarın telafisi olmayan bir trajediye dönüşebilir.
Bir çocuğun cebine giren bıçak, sadece bir metal parçası değildir; bir ailenin geleceğini, bir annenin duasını, bir babanın umutlarını da kesip biçme potansiyeli taşır.
Bu yüzden mesele sadece güvenlik değil;
mesele insanlık, vicdan ve ortak sorumluluktur.
