Gazetecilik bazen bir cümleden, bazen bir fotoğraftan, bazen de küçük bir hatadan doğan unutulmaz hikâyelerle doludur. İşte duayen gazeteci Erdem Özcan’ın yıllar sonra hâlâ gülümseyerek anlattığı bir anı da tam böyle…
1986 yılında Gürses Gazetesi’nde başlayan gazetecilik serüveni boyunca sayısız haberin peşinden koşan Özcan, en ilginç anılarından birinin Türkiye’nin en büyük sanayicilerinden biriyle yaşandığını anlatıyor. O isim ise Vehbi Koç.
Koskoca Vehbi Koç ile Röportaj
Erdem Özcan ve gazeteci Abdurrahman Öz, o günlerde bir röportaj için Vehbi Koç’un kaldığı Pınar Otel’e gider. İçlerinde biraz heyecan, biraz da çekingenlik vardır.
“Nasıl konuşacağız, nasıl fotoğraf çekeceğiz?” diye düşünürler.
Fakat beklemedikleri bir şey olur.
Vehbi Koç onları masasına davet eder. Çay söyler. Sohbet başlar. Türkiye ekonomisi konuşulur. Özcan’ın fotoğraf merakı da o sırada devreye girer. Masada, bahçede, sohbet sırasında… Her anı fotoğraflar.
Ama hikâyenin asıl ilginç kısmı incir bahçesinde yaşanır.
Bir Kilo İncir Nasıl Elli Kilo Oldu?
Röportajın ardından bir incir bahçesine gidilir. Vehbi Koç incir alır. Gazeteciler yine hem sohbet eder hem de fotoğraf çeker.
Yerde üç kasa incir vardır.
Dönüş yolunda Erdem Özcan merakla sorar:
“Abi kaç kilo incir aldılar acaba?”
Abdurrahman Öz’ün cevabı ise gazetecilik tarihine geçecek bir cümle olur:
“Üç kasa yazarsın… Sen elli kilo yazarsın.”
Ve gerçekten de haber hazırlanırken incir alışverişi 50 kilo olarak yazılır.
Ertesi Gün Kapıdan İçeri Alınmayan Gazeteciler
Haber gazetede çıkar.
Ertesi gün gazeteciler tekrar otele gider ama kapıda bir sürprizle karşılaşırlar.
İçeri alınmazlar.
Sebep sorulunca cevap gelir:
“Vehbi Koç size çok kızdı. Bir kilo incir aldı, siz yazmışsınız elli kilo.”
O an gazetecilik refleksi devreye girer.
Abdurrahman Öz hiç tereddüt etmeden şöyle der:
“Biz elli kilo yazar mıyız? Bir kilo yazdık. Yazı işleri elli kilo yaptı. Koskoca Vehbi Koç, bir kilo inciri ne yapacak?”
Bir Cümlelik Savunma, Bir Kahkaha
Görevli içeri gidip durumu anlatır.
Bir süre sonra geri gelir ve gülerek gazetecilere seslenir:
“Gelin… Sizi affetti. Çağırıyor.”
Vehbi Koç’un verdiği cevap ise hem esprili hem de anlamlıdır:
“Doğru ya… Koskoca Vehbi Koç, bir kilo inciri ne yapacak?”
Masada o gün gazeteci Altan Öymen de vardır. Herkes gülüşür. Özcan ise fotoğraf çekmeye devam eder.
Büyük Servet, Büyük Mütevazılık
Erdem Özcan’ın anlattığı bu anı aslında sadece bir gazetecilik hatırası değil. Aynı zamanda bir karakter portresidir.
Türkiye’nin en büyük sanayicilerinden biri olan Vehbi Koç’un koruma kullanmadan dolaşması, her gün denize girmesi, yürüyüş yapması, hatta bohçacılarla sıkı pazarlık yapması onun ne kadar mütevazı biri olduğunu gösteren detaylardır.
Bir kilo incir meselesi ise yıllar sonra bile gülümseten bir anı olarak hafızalarda kalır.
Gazetecilik Bazen Bir Fotoğraf, Bazen Bir Hikâyedir
Gazetecilik sadece bilgi aktarmak değildir. Bazen bir kare fotoğraf, bazen küçük bir hata, bazen de bir gülüşün ardında kalan hikâyedir.
Erdem Özcan’ın dediği gibi:
“Anlatmaya kalksam gittiğim haberlere roman olur.”
Belki de gazeteciliğin en güzel yanı budur.
Her haberin içinde bir insan hikâyesi vardır.
Ve bazen…
Bir kilo incir, gazetecilik tarihine elli kilo olarak geçer.
İstersen bu köşe yazısını daha sert gazeteci üslubuyla, daha edebi bir dille veya gazete sayfası formatında başlık–spot–ara başlıklarla da yeniden düzenleyebilirim.
Bir İncir Haberi ve Gazeteciliğin Hatırası
Gazetecilik bazen bir cümleden, bazen bir fotoğraftan, bazen de küçük bir hatadan doğan unutulmaz hikâyelerle doludur. İşte duayen gazeteci Erdem Özcan’ın yıllar sonra hâlâ gülümseyerek anlattığı bir anı da tam böyle…
1986 yılında Gürses Gazetesi’nde başlayan gazetecilik serüveni boyunca sayısız haberin peşinden koşan Özcan, en ilginç anılarından birinin Türkiye’nin en büyük sanayicilerinden biriyle yaşandığını anlatıyor. O isim ise Vehbi Koç.
Koskoca Vehbi Koç ile Röportaj
Erdem Özcan ve gazeteci Abdurrahman Öz, o günlerde bir röportaj için Vehbi Koç’un kaldığı Pınar Otel’e gider. İçlerinde biraz heyecan, biraz da çekingenlik vardır.
“Nasıl konuşacağız, nasıl fotoğraf çekeceğiz?” diye düşünürler.
Fakat beklemedikleri bir şey olur.
Vehbi Koç onları masasına davet eder. Çay söyler. Sohbet başlar. Türkiye ekonomisi konuşulur. Özcan’ın fotoğraf merakı da o sırada devreye girer. Masada, bahçede, sohbet sırasında… Her anı fotoğraflar.
Ama hikâyenin asıl ilginç kısmı incir bahçesinde yaşanır.
Bir Kilo İncir Nasıl Elli Kilo Oldu?
Röportajın ardından bir incir bahçesine gidilir. Vehbi Koç incir alır. Gazeteciler yine hem sohbet eder hem de fotoğraf çeker.
Yerde üç kasa incir vardır.
Dönüş yolunda Erdem Özcan merakla sorar:
“Abi kaç kilo incir aldılar acaba?”
Abdurrahman Öz’ün cevabı ise gazetecilik tarihine geçecek bir cümle olur:
“Üç kasa yazarsın… Sen elli kilo yazarsın.”
Ve gerçekten de haber hazırlanırken incir alışverişi 50 kilo olarak yazılır.
Ertesi Gün Kapıdan İçeri Alınmayan Gazeteciler
Haber gazetede çıkar.
Ertesi gün gazeteciler tekrar otele gider ama kapıda bir sürprizle karşılaşırlar.
İçeri alınmazlar.
Sebep sorulunca cevap gelir:
“Vehbi Koç size çok kızdı. Bir kilo incir aldı, siz yazmışsınız elli kilo.”
O an gazetecilik refleksi devreye girer.
Abdurrahman Öz hiç tereddüt etmeden şöyle der:
“Biz elli kilo yazar mıyız? Bir kilo yazdık. Yazı işleri elli kilo yaptı. Koskoca Vehbi Koç, bir kilo inciri ne yapacak?”
Bir Cümlelik Savunma, Bir Kahkaha
Görevli içeri gidip durumu anlatır.
Bir süre sonra geri gelir ve gülerek gazetecilere seslenir:
“Gelin… Sizi affetti. Çağırıyor.”
Vehbi Koç’un verdiği cevap ise hem esprili hem de anlamlıdır:
“Doğru ya… Koskoca Vehbi Koç, bir kilo inciri ne yapacak?”
Masada o gün gazeteci Altan Öymen de vardır. Herkes gülüşür. Özcan ise fotoğraf çekmeye devam eder.
Büyük Servet, Büyük Mütevazılık
Erdem Özcan’ın anlattığı bu anı aslında sadece bir gazetecilik hatırası değil. Aynı zamanda bir karakter portresidir.
Türkiye’nin en büyük sanayicilerinden biri olan Vehbi Koç’un koruma kullanmadan dolaşması, her gün denize girmesi, yürüyüş yapması, hatta bohçacılarla sıkı pazarlık yapması onun ne kadar mütevazı biri olduğunu gösteren detaylardır.
Bir kilo incir meselesi ise yıllar sonra bile gülümseten bir anı olarak hafızalarda kalır.
Gazetecilik Bazen Bir Fotoğraf, Bazen Bir Hikâyedir
Gazetecilik sadece bilgi aktarmak değildir. Bazen bir kare fotoğraf, bazen küçük bir hata, bazen de bir gülüşün ardında kalan hikâyedir.
Erdem Özcan’ın dediği gibi:
“Anlatmaya kalksam gittiğim haberlere roman olur.”
Belki de gazeteciliğin en güzel yanı budur.
Her haberin içinde bir insan hikâyesi vardır.
Ve bazen…
Bir kilo incir, gazetecilik tarihine elli kilo olarak geçer.
Türker Yeşil